01.29.09
Kalp kırmaktan vazgeçin artık…
Hepimiz insanız, hepimiz elbet hata yaparız, peki kendimizi affettirebilir veya affedebilir miyiz? Bana göre bu insanda olmayan bir özelliktir. İnsanoğlu affedemez, sadece unutur. Affettiremez sadece daha iyi hareketlerle unutturur. Bir deftere çizgi çizdiğinizde onu en kaliteli silgiyle de silseniz, iz kalacaktır. Eğer affetmek mümkün olsa, yani bu benim yapamadığım bir şey olsa; affedebilen insanlarında defalarca yazılıp-silinen bir defter gibi harap olacakları düşüncesindeyim.
Bu sebeple insan hatalarını aza indirgemeledir düşüncesindeyim. En azından insanlara karşı olan hatalarda yani; diğer insanları etkileyecek durumlarda dikkatli hareket etmeli, hareketlerini gözden defalarca gözden geçirip öyle karar vermeli ve ona göre davranmalıdır.
Neden düşünmez ki insanlar? Neden başkalarını gözetmezler? Farkında değil mi kimse onlarda diğerlerine göre “başkaları” oluyorlar. Herkes iyi olsun, harika bir Dünya olsun gibi uçuk hayallerim yok. Ama en azından tanıdıklarınız harika olsun, ilişkiler muhteşem kalsın. Bir an düşünseniz aslında sizin herhangi bir yerde yaşanan kavgayla hiç bağlatınız yoktur. Siz öncelikle arkadaşlarınızla anlaşın, bırakın diğerleri kapışsın. Burda mantık “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” değil. Kesinlikle bu benim benimsemediğim bir olaydır. Size dokunan yılanlara doğruyu gösterin kimseye dokunmasın. Akıl hocası moduna girmeden, onun düzelmesini umursamadan böylesi iyidir diyin bir kere ne kaybedersiniz.
Bunu herkes yapsın herkes birbirini sevsin zaten gelir o imkansız “Dünya barışı”. Siz önce kendi barışınızı evinize getirin. Sokağınıza getirin. Neden sokak kedileri insanlardan kaçar? Bunun cevabını geçen gün aldım ben. Sokakta bir kediye eğilip yiyecek uzattım, geldi korka korka sevdim biraz sonra strese girmesin diye bıraktım. Az ileri gittiğimde sokaktaki çocuklar kediyi kovaladılar. Gidip sordu”Neden yaptınız?” dedim. Kedi siyahmış, uğursuzluk getirirmiş. Bunu çocuklarımıza biz mi öğrettik? Kim bu standart koca karı inancının sorumlusu? Benim kedim simsiyah. Uğursuzluğu yok. Aksine diğer tüm kedilerden uysal, söz dinleyen ve eğitilebilir bir kedi.
Bırakalım boş inançları, sevelim birbirimizi.
Başkasına baktığınızda onun da insan olduğunu unutmayın. Gülümseyin, içinizde her zaman gülmeye yetecek enerji vardır. Zaten bir derdiniz varsa karşınızdaki anlayacak, eğer o da Dünya’yı seven bir insansa size derdinizi soracak sizinle, derdinizi paylaşacaktır. Bu kimseye ağırlık yapmaz.
Bakın, gülümseyin, sevin birbirinizi. Sokakta bir kedi görünce eğilin, başını okşayın. Unutmayın ona sizden kaçmayı öğreten sizsiniz.
01.22.09
Çocuğunuza ağlamayı öğretmeyin…
Öncelikle ben ne anneyim ne de babayım. Ebeveyn kelimesi eğer sahip çıkmak, kollamak, beslemek anlamına geliyorsa sadece bir kedim oldu bugün kadar. Ancak çocuk yetiştirme konusunda belirli fikirlerim oluştu gözlem yoluyla.
Konu malum ağlayan çocuklar. Sadece evde tanıdıkta değil; artık sokakta, otobüste, her yerde gördüğümüz “şımarık” olarak nitelendirebileceğim çocuk tipi. Efendim bende ağlamaz mıydım? Ağlardım elbette ama ben doğru eğitilmediğimden dolayı olduğunu düşünüyorum. Eğer bana ağlamak öğretilmeseydi ağlamazdım.
Aslen bir içgüdü olan ağlamak, doğumdan sonra ilk nefesimizde tanıştığımız ve bilerek doğduğumuz nadide reflekslerden biridir. Hiç bir şey bilmediğimiz o zamanlarda öncelikle canımız yandığında ve ihtiyacımız olduğunda ağlarız. Ki asıl refleks olan ağlamak budur, bilinçsizce ve gerçek olandır. Büyüdüğümüzde ise acı anlayışımız gelişir, bize acı gelene ağlarız yine ama hiç birimiz istediğimiz olsun diye ağlamayız. Eğer istediğimiz olmayacak gibiyse bu hepimizde bir kırgınlık oluşturur ve kimileri aşırı duygusal reflekslere sahip olduğundan ağlar, bu ayrı…
Yeni bir bebeğin doğuşu adeta mucize gibidir. İlk ağladığında size mucizeyi bildiren bir müzik gibi gelen çığlıkları daha sonrasında kabusunuz haline dönüşebilmektedir. Bunun sebebini çocukta aramamak gerekir, asıl sorun ebeveyndedir. Çocuğunuza ağlamayı çoktan öğretmişsinizdir. Çoğunuzun bildiği üzere bir bebeği doğumundan sonra sallamaya alıştırmazsanız olduğu yerde uyur. Bir kere sallarsanız, kurtuluşunuz kalmaz…
Yeni nesil çocuklarda dikkatimi çeken ağlamak aynı sallanmadan uyumamak şekline dönüşmüş. Minibüse binen bir kadının çocuğunun çığlık çığlığa gitmeyelim diye ağlaması, üstelik bunun evlerine kadar sürmesindeki asıl sebep kadının daha önceden çocuğu ağladığında istediklerini yapmasıdır. Yapmayın, bırakın ağlasın. Elbet istediğinin olmadığını anladığında susacaktır. Bunu çok iddialı söylüyorum çünkü düşünme yeteneğine sahip olmayan kedim dahi miyavladığında yemek vermediğimi anlayıp, susmayı tercih etmiş, bunun yerine hafif bir miyavlamadan sonra mama kabının yanında oturarak beklemenin yemek getireceğini anlayıp bunu refleks haline getirmiştir. Eğer benim kedim yapıyorsa sizin çocuğunuz hayli hayli yapacaktır.
Bir diğer örnekse Hollanda’dan gelen bir çocuk ve aynı zamanda Türkiye’de yetiştirilen bir çocukla aynı evde uyuduğum gündür. Hollandalı çocuk hiç ağlamadı, düştü, kalktı, acıktı… Bizimkiler çocuk düştüğünde “Ayy bişi oldu mu?” diye koşacakken annesi onları durdurdu. Çocuk kalktı annesinin yanına gitti anne düştüm dedi. Annesi baktı bir şey yok dedi. Çocuk zeki değil, bizimkiler eğitilmemiş. Bunu hakaret olarak algılamayın lütfen bende eğitilmedim. Türk çocuğu 2 saat ayakta sallandı ve uyudu, Hollanda’lı gitti yattı uyudu. Annesine yatıcam bile demedi; koltukta yattı annesi “Gel” dedi içeri yatırdı bu kadar.
Ben şimdiden kararımı verdim; çocuğuma ağlamayı öğretmeyeceğim. Ona istemeyi, çocuk gibi oynamayı öğreteceğim. Ama asla kafamızda bulunan çocuklar gibi davranmayı öğretmeyeceğim. Ağladığında yapmayacağım. Susup istediğinde yapacağım. Umarım pratikte bu kadar kolay olur.
Çağlar Ersöz
01.20.09
Selam olsun internet alemi :)
Daha önceden defalarca blog açmama rağmen bu sefer insanlarında görmesine izin vereceğimden ilk blogum sayıyorum bunu.
Yazdıklarımı birine okuturken hep utanırdım, bunun sebebininde ilköğretim yıllarındayken (ki hâla aynı) yazımın kötü olması olduğunu düşünüyorum. Neyse ki son yıllarda üstümden geçen bir “Tosbaa” sonucu kendimi vurduğum kağıtlara dökülen şiirler arkadaşlarımca beğenildi ve bu benim özgüvenimi azda olsa yerine getirmeyi başardı. İnanın şu anda ne yazacağım konusunda hiç bir fikrim yok. Fikrim yok diye yazı olmayacak değil tabii
Bir denizci olarak söylemem gereken ilk şeyi söyleyip, internet denizinde bir kayığı daha harekete geçirme vakti;
“Vira Bismillah!”